|
Suciktida siirin izmihlali |
|
Perşembe, 06 Temmuz 2006 |
Prensipler zor kazanılır biliyorsunuz!. Yılların birikimi bir çırpıda hovardaca harcanmaz/harcanamaz. Hele de bir şiir okuma uğruna hiç harcanamaz. İnsanlar, belli prensiplerle hayata tutunurlar ve ayakta kalırlar. Aksi takdirde prestij kaybına uğramaları kaçınılmazdır. Üzülerek söylemem gerekirse, ki gerekmektedir; `suçıktı şiir akşamları` şöleninde, hayal kırıklığına uğradım. Bir bakıma bubi tuzağına düştüm. Şahsıma yapılanı, haysiyet meselesi olarak değerlendirdim ve alanı terkettim. Bana gün öncesi, Dursunbey Belediye Başkanlığı logosunu taşıyan davetiye göndereceksiniz!. Ve yine gün öncesi özel bir konu hakkında, telefonla aranmamın arkasından; `mutlaka gelmenizi bekliyorum!` diyeceksiniz!. Sonra da bir yanlışlıktan bahsedeceksiniz!. Artı, geçen yıl işbirliği içerisinde bir ortak hareketi; `taahhüt` altına almamıza rağmen!. Dahası, istenilen biyografi ile okuyacağımız şiiri yollamamıza rağmen!. . Efendim olay şu!. Kısmen anlatmaya çalıştığım minval üzere, kalktık erkenden yola koyulduk. Uzaklığını hiç hesaba katmadan ta Kahramanmaraş`tan; `icabet elzemdir`diyerek, Balıkesir`in Dursunbey ilçesinde düzenlenen `suçıktı şiir akşamları`na niyetlenmiştik. Dışarıdan gelen şair arkadaşlarla, Başkent`in tren garında buluşarak; belirlenen cenaha doğru nostaljik bir yolculuğa yelken açtık. Gece saat 02.30 sularında Dursunbey istasyonuna vardığımızda, görevliler bizi bekliyordu. Meslek Yüksek Okulunun yurdunda yerlerimiz ayrılmıştı. Sabahleyin kahvaltı için etkinlik alanına götürüldüğümüzde gördüm ki; ismimiz listelerde anılmamaktadır. Ne şairlerin tanıtımına yönelik hazırladıkları mini kitapçıkta ve nede yaka kartlarında... İlgililere nedenini sordum?. Sağlıklı cevap veremediler ve Belediye Başkanına yönlendirdiler!. O da makul bir cevap veremedi, sadece; `önemli değil, siz bizim şeref konuğumuzsunuz ve davetli şairimizsiniz` demek suretiyle, yanlışlığın ötesinde her hangi bir kasıt bulunmadığını söyledi. İlla da zıddını üsmerlemiyorum. Belki de öyledir. Ama kendimi çok iyi biliyorum ki, pire için yorgan yakan bir yapıdayım. Yani sağlamcıyım. Çürük yada lakayd işlerden hoşlanmıyorum. En başta belirttiğim gibi, ana prensiplerim ve temel felsefem buna dayalı. Dolayısıyla, Başkanın izah şeklini meşru mazeretlerden saymadım ve tüm ısrarlara nisbet, oracıktan ayrıldım. Binaenaleyh, madem bu işi yapıyorsanız, gönlünüzü kaptırarak yapmalısınız. Laf olsun torba dolsun, ya da dostlar alış/verişte görsün kabilinden değil tabii. Geçen sene biz de sahneledik aynı şöleni. İlk defa gerçekleştirdiğimiz halde, `Afşin-Eshab-ı Kehf şiir şöleni`mizde; bariz bir hata yapmadığımızı, şairler ve katılımcılar, gittikleri her mekanda memnuniyetle dillendirmektedirler. Ayrıca, şiir tadında etkinliğin Afşin`de tecellisini, üzerine basa basa söylemektedirler. Çünkü sofra yerine yüreğimizi serdik. Ismarlama iş yapmadık. Üzerimize düşenden imtina ile, ciddiyetten sapmadık. Tekrar vurgulayacak olursam; bir şiir okuma uğruna hadiseyi ne hafife alabilirdim, ne de pişkinliğe vurabilirdim!. Tepkim, duyarlılığımın neticesidir ve olumsuzluğa karşı tavrımın ispatıdır. Dönerken, hatırı sayılır bir otobüs firmasında klimadan ziyadesiyle rahatsızlandım. Müzmin romatizmalarımın depreşmesini beyanım, kaptanı fazla ilgilendirmedi. Eve geldiğimde firma yetkilisini aradım ve yolculuk esnasında söz konusu tedirginliğimi aktardım. Firma yetkilisi yarım saat geçmeden anında, kaptanın işine son vereceğini değil; verdiğini namus/şeref sözüyle noktaladı. Adamın çoluk/çocuğunu ve ekmek teknesini düşünerek, olaya `şerh` koydum!. `Asla` dedim ve `asla!` Şikayetimden vazgeçtiğimi ve mutmainliğimi perçinledim. `O zaman arattıracağım ve özür dilemesini salık vereceğim` cümlesine de her ne kadar sıcak bakmadıysam, peşimi bırakmadı. Tanıdığım, `dost`bildiklerim; tanımadığım bir firma yetkilisi kadar centilmenlik sergileyemedi. Zaten internet sayfalarına baktığınızda benzeri tenkitler, `harcıalem` davranışlardan ve kulak tıkamalardan kaynaklanmaktadır. Badehu, kalite düşmekte ve iştiyak azalmaktadır. Hulasa `suçıktı`nın berrak suyu, gittikçe bulanıklaşmada ve gittikçe `içilmez`lik raporuna göz kırpmada, maateessüf!. . Görünen köye, kılavuza ne hacet!.
Ahmet Süreyya DURNA
Bu suçıktı şiir akşamlarınında artık iyice suyu çıktı yani. Neredeyse kabak tadı vermeye başladı. Hep aynı kişiler aynı argümanlar. değişik hiç bişey yok. Bir Dursunbey'lli olarak ben de sıkılmaya başladım. Yeter gayrı |