Memleketimizin cennet köşelerinden biri olan Balıkesir’in Dursunbey ilçesinde bir şiir şöleni yapıldığını yıllardan beri biliyordum. Hatta hayatının son demlerini o topraklarda geçirmeye karar vermiş rahmetli şair Alaatin Özdenören’den de işitmiştim. Yıllarca önce kendisini Van Gölü Şiir Akşamları için Van’a davet ettiğimizde, 100.Yıl Üniversitesinin tahsis ettiği otobüsle Van Gölü çevresi turu yaparken anlatmıştı bana. Daha sonra bu beldede gerçekleştirilen etkinlikle ilgili çeşitli gazete ve dergilerde birçok yazı okuduğumu hatırlıyorum. Bu güzel faaliyete katılmak bu sene bendenize de nasip oldu.
16 Temmuz 2004 günü Cuma namazından sonra Kayseri’den yola çıktık. Şair, tiyatrocu, televizyoncu ve müteahhit H. Kemâl Türkmen’in arabasıyla dört kişilik bir grup olarak yola çıktık. Arabada ikimizden başka Muhsin İlyas Subaşı ve Ahmet Sıvacı da vardı.
1000 km.’ye yaklaşan bu uzun yolculuğun Temmuz güneşinde çok zorlu geçeceğini zannediyorduk, ama şükür ki öyle olmadı. Yağmurlu bir yolculuk yaptık. Dursunbey öğretmen evinde dört kişilik yerimiz ayrılmıştı. En son, geceye denk gelen 50-60 km.lik kıvrım büklüm dağ yolundan sonra gece yarısı menzilimize vâsıl olduk..
Dursunbey, dağların arasında, yeşillikler içerisinde 15.000 civarında nüfusa sahip, şiir gibi güzel, şirin mi şirin bir ilçe… Söylendiğine göre insanı okumaya çok düşkünmüş. Güleryüzlü güzel insanlar beldesi. Mis gibi bir orman havası ve içine şeker atılmış hissini veren tatlı ve yumuşak bir suyu var.
Biz dört arkadaş orada üç gün boyunca misafirperverliğin güzel bir örneğiyle karşılaştık. Sağ olsunlar, var olsunlar.
Suçýktý, bir þairler panayýrý. Burada panayýr kelimesini olumsuz anlamda kullanmýyorum. Suçýktý adýnýn, kelimesinin güzelliðine ve ilginçliðine dikkat eder misiniz? Halkýmýzýn, insanýmýzýn ad koymadaki üstün dehasýný görmemek mümkün mü? Su çýkan, pýnar kaynayan, daðlarýn eteðindeki yemyeþil koruluða, mesire alanýna bu ismi vermiþ Dursunbey’in atalarý. Dursunbey adý da Fatih devrinin ünlü tarihçi ve devlet adamlarýndan Tursun/Dursun Bey’den geliyor.
Þans eseri olarak diyeceðim, Dursunbey belediye baþkaný, bir edebiyat öðretmeni: Mehmet Ruhi Yýlmaz. Benim gibi, Ýstanbul Türkoloji’yi bitirmiþ. Baþkanlýðýnýn ikinci dönemini idrak ediyormuþ. Sohbetlerimizden anladýðýma göre öyle sýradan bir edebiyatçý deðil. Yýllarca edebiyat öðretmenliði yaptýktan sonra hemþehrileri tarafýndan çok sevilen, hizmet aþkýyla dolu bu insan, altý yýl ve bir yýl önce belediye baþkanlýðýna getirilmiþ. Baþkanýn bizzat kendisi de, yardýmcýlarý da misafirlerini ve halkýný memnun etmek ve iyi bir organizasyon gerçekleþtirmek için ellerinden geleni yaptýlar. Dursunbey’de devlet-millet-aydýn ve sanatçý kaynaþmasýnýn güzel bir örneði sergilendi. Suçýktý’yý size nasýl anlatmalý? Son derece güzel, temiz, bakýmlý bir mesire / piknik yeri. Ortadan pýrýl pýrýl ve tabii buz gibi bir kaynak suyu akýyor. Suyun iki tarafý eðlenmek, dinlenmek, hoþça vakit geçirmek için gelmiþ ailelerle dolu. Ege Bölgesi’nin hemen her yerinde olduðu gibi her taraf aðaçlarla kaplý. Gölge, serinlik, su ve kuþ sesleri eþliðinde þiir okumak ve dinlemek nasýl bir duyguysa iþte Suçýktý 11 yýldýr bunu gerçekleþtiriyor.
Etkinlik iki gün sürdü: 17-18 Temmuz Cumartesi ve Pazar. Þiir dinletisi Cumartesi akþamý minyatür bir þelâlenin önünde yapýldý. Protokol konuþmalarýnýn ardýndan þair milletvekilleri kürsüye gelerek þiirlerini okudu. Bunlardan Turhan Çömez ve ayný zamanda iyi bir ressam olan Recep Garip, iz býrakanlardan. Vali Bey, amcasý Aydýn Gün’ün “Telli Kavak” isimli bir þiirini seslendirdi. Þairler, mikrofona soyadlarýnýn alfabetik sýrasýna göre davet edildiler. Fon müziði eþliðinde saatler süren bir þiir ziyafeti söz konusuydu. Program, biraz geç baþladýðý ve katýlýmcý çok fazla olduðu için, gece yarýsýndan bile sonraya kadar sürmesine raðmen izleyici ve dinleyiciler tarafýndan büyük bir ilgi ile ve sonuna kadar takip edildi. Sunucu görevini hakkýyla yaptý.
Cumartesi günü akþamdan önce, fakir ve yoksul hastalar yararýna Dursunbey hanýmlarýnýn el emeði göz nuru ürünlerinin yer aldýðý kermes büyük ilgi gördü. Yenildi, içildi, gezildi, açýk artýrmalarda yörenin hayýrseverleri yarýþa girdi, velhasýl akþama kadar sürdü. Kültür Bakanlýðýnýn Bursa’dan gelen bazý sanatçýlarý Türk Sanat Müziði konseri verdi. Gecenin bir sürprizi de Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan’ýn telefonla þiir dinletisine katýlacaðý ve þiir okuyacaðý haberi idi, ancak teknik nedenlerle sadece selâmý iletilebildi. Toplantýya birçok bakan ve milletvekilinden, bürokrattan tebrik mesajý gelmiþti.
Þairler panayýrýnda kimler yoktu ki…Suçýktý’ya sanýyorum yüz civarýnda þair-yazar-gazeteci-televizyoncu katýldý. Ýlçenin kaymakamý genç ve enerjik bir yönetici. Balýkesir valisi sanatý, edebiyatý, þiiri seven ve kültürel konulara ilgi duyan nâzik bir insan.
Bu tür toplantýlarýn en büyük faydasý þairler, yazarlar, sanatçýlar ve kültür adamlarý arasýnda tanýþma, biliþme, duygu, fikir ve bilgi alýþveriþine vesile olmasý, uzaklarý yakýn etmesi ve etkinliðin yapýldýðý beldenin adýný hâfýzalara kazýmasý deðil mi? Atalarýmýz, gözden ýrak olan, gönülden de ýrak olur, demiþler ve ne güzel söylemiþler. Çok yaþayan deðil, çok gezen bilir, denilmiþtir.
Bu yýlki þölene katýlanlarýn isimlerini saymaya kalkýþsam hem sayfalar doldurur, hem de belki unuttuklarým olur da onlarýn bana karþý gönüllerinin kýrýlmasýna sebep olurum diye bundan vazgeçiyorum. Fakat þu kadarýný söyleyeyim ki orada Türkiye’nin dört bir köþesinden gelmiþ þiir ve sanat erbabý vardý. Etkinliklere, Kültür Bakanlýðýndan genel müdür seviyesinde bir katýlým oldu. Gözlerimiz, özellikle Kültür Bakanlýðý Müsteþarý, Prof. Dr. Mustafa Ýsen hocamýz ile Türkiye Yazarlar Birliði Genel Baþkaný Dr. Necmettin Türinay’ý aradý. Tahmin ediyorum mazeretleri dolayýsýyla gelemediler. Þiirimizin beyaz kartalý Bahaettin Karakoç, þair-yazar-hatip Yavuz Bülent Bâkiler, bir Ýstanbul Efendisi olan, hem aruzla, hem heceyle, hem serbest ölçüyle þiirler yazan 78 yaþýndaki þiir çýnarý Bekir Sýtký Erdoðan da, Kayseri’nin sanatçý aðabeysi Abdullah Satoðlu da gözlerimizin aradýðý kiþiler arasýndaydý.
Prof. Dr. Sami Güçlü de etkinliklere teþrif etmek suretiyle destekleyenlerin baþýnda geliyordu. Sayýn Tarým ve Köyiþleri Bakaný yaptýðý konuþmada þairler sultaný üstad Necip Fazýl Kýsakürek’i rahmetle, minnetle andý. Toplantýda rahmetle yâd edilen öteki iki þair; Cahit Zarifoðlu ve Alaattin Özdenören’di. Biliyorsunuz, merhum þair, yazar ve felsefeci Alaattin Özdenören, ünlü hikâyeci, deneme yazarý ve düþünür Rasim Özdenören’in ikiz kardeþi idi. Kanaatimce bütün þairler genç ölmüþtür. Allah bütün þairlerimize rahmet, merhamet etsin. Bu yýl doðumunun 100. yýlý olan ve 21 sene önce kaybettiðimiz üstad Necip Fazýl, 79 yaþýnda olduðu halde, “Söylenmemiþ sözün hasreti dudaðýnda” olarak göç etmedi mi, bu fâni dünyadan?
Þairler pîri Yûnus Emre: “Sevelim, sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz” diyor. “Biz dünyadan gider olduk/ Kalanlara selâm olsun/ Bizim için hayýr dua/ Kýlanlara selam olsun” diyor. “Ýnsanlarýn efendisi, insanlara hizmet edendir”, buyuruluyor. 40 kiþinin iyi dediðine Allah da iyi diyor. Ýnsanlarýn kazanç hanelerinde, yapýp ettiklerinden baþka bir þey yoktur. Bütün bunlarý bilerek bu imtihan dünyasýnda hiç kimseyi kýrmadan, incitmeden, gönül yýkmadan, incinsek de incitmeden, nefsimizin ve þeytanýn iðvalarýna kapýlmadan, ruhumuzun sesine kulak vererek yaþamak, insanlara faydalý olmak için elimizden gelen her türlü gayreti göstermek, iyi bir isim býrakarak bu ahiret tarlasýndan güzel, iyi, doðru, verimli hasatlarla gitme, azim, sebat ve kararlýlýðýný götermemiz gerekmiyor mu? Bendeniz bu soruyu sadece dostlarýma, arkadaþlarýma, baþka insanlara deðil kendi nefsime de soruyorum. Allah hepimizi ýslah etsin.
Tarým ve Köyiþleri Bakaný sayýn Sami Güçlü, Ýstanbul’dan, öðrencilik yýllarýmdan arkadaþým çýkmasýn mý? Büyük bir üniversite gibi çalýþan Millî Türk Talebe Birliði’nde (MTTB) ayný yýllarda hizmet vermiþtik. Bana o yýllarda çýkardýðým Yeni Sanat dergisini hatýrlattý. Cebindeki konuþma metninde o yýllardaki arkadaþlarý arasýnda benimde adýmý zikrettiðini belirtti. Tabii aradan uzun yýllar geçmiþti. Ýkimiz de olgunluk dönemlerimizi yaþýyorduk. Benim de, onun da saçlarý aðarmýþtý. Belki mesleklerimiz, branþlarýmýz, ünvanlarýmýz, kulvarlarýmýz farklý idi. Ancak, kalplerimiz ayný sevda için, Türkiye sevdasý için çarpýyordu. Her þey nasip meselesi idi. Birimiz bakan olarak, birimiz Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatý bölümünde Yeni Türk Edebiyatý öðretim görevlisi olarak, dilimizi ve edebiyatýmýzý Türk gençlerine sevdirmeye ve öðretmeye çalýþýyorduk… Anlaþýlan, her ikimiz de bu noktalara gelinceye kadar nice ateþ çemberlerinden geçmiþtik. Hâl dili bunlarý söylüyordu. Ýstiklâl Marþý þairimiz Mehmet Âkif dememiþ miydi: “Allah’a dayan, sâye sarýl, hikmete râm ol/ Yol varsa budur, bilmiyorum baþka çýkar yol.” Bu, mutlak bir gerçektir: Allah çalýþana verir. Bir hedefe varmak için sebeplere yapýþmak lazýmdýr. Allah, hâlis niyetlerle bu millete hizmet aþkýyla yanýp tutuþanlarýn yardýmcýsý olsun.
Þimdi de bu çok yararlý, güzel, çok yönlü etkinlikle ilgili eleþtirilerimi sýralamak istiyorum: Oradan ayrýlmadan önce ilgililer, bir deftere intibalarýmýzý yazmamýzý rica ettiler. Tabii biz de birer sayfa yazdýk. Ancak oraya eleþtirel herhangi bir cümle yazma gereði duymadým. Fakat bu yazýmda bazý þeyler söylemek ihtiyacýný duyuyorum: Bir kere ilçe müftüsünün yaptýðý uzun duanýn tamamýyla Arapça olmasýný uygun bulmadýðýmý ifade etmek isterim. Topluluðun hepsi Türk olduðuna göre, neye âmin dediðimizi bilmek hakkýmýz, diye düþünüyorum. Bunun temelinde, Arapçayý çok iyi biliyorum, psikolojisi bile olsa, yapýlan þey, zannýmca doðru deðil.
Ýkinci olarak, bu kadar çok sayýda þairin ayný yýl davet edilmesi, bazý nâhoþ durumlarýn yaþanmasýna yol açabilir diye düþünüyorum. Ýyi bir edebiyatçý olan sayýn Baþkanýn ya kendisinin, ya da görevlendireceði kiþilerin bu konuya çözüm getirmeleri, kanaatimce þart.
Üçüncü eleþtirim, þiir dinletisinin vakit bakýmýndan çok geç baþlatýlmasý. Dinleti, iki bölüm halinde düzenlenebilir ve birinci bölümü ikindi vaktinde baþlayabilir. Uzunca bir aradan sonra, akþam ikinci bölümü icra edilir.
Söylemek istediðim dördüncü husus, katýlýmcý þairlere plaket verilmesi pahalýya mal olur diye düþünülse bile, hiç deðilse onlara birer katýlým belgesi düzenlenebilir. Ayrýntýlý etkinlik programý ihtiyacýný da bu bölüme alabiliriz. Meþhur meseldir: Söz uçar, yazý kalýr. Her yýl okunan þiirler, þairlerin kýsa biyografileri ile birlikte bir kitapta toplansa çok daha iyi olmaz mý? Bu husus bir dergi biçiminde dahi hayata geçirilebilir.
Eksiði ile, fazlasý ile üç gün geçirdiðimiz Dursunbey’i, Suçýktý’yý güler yüzlü, tatlý sözlü insanlarýný, þair ve yazar dostlarý hafýzamýn en kýymetli bir köþesine yerleþtirdiðimi ve oradan iyi duygularla, güzel duygularla ayrýldýðýmý belirtmek benim için bir vicdan borcudur. Þüphesiz iyinin daha iyisi, güzelin daha güzeli vardýr. Eleþtirilerimiz bu hedefe yöneliktir. Kayseri’nin selamýný götürdüðüm bu beldeden de, Kayseri’ye, Berceste dergisi yazar þair ve okuyucularýna selamlar getirdim. Bâhusus Dr. Mahmut Þarlý’ya. Çünkü, Kayseri Fen Lisesi edebiyat öðretmeni Mahmut bey orada yýllarca görev yapmýþ. Son sözüm þu olacak: “Bâkî kalan bu kubbede bir hoþ sadâ imiþ”… Bekir OĞUZBAŞARAN - Berceste Dergisi |