CANI YANANIN MEKTUBU
OKUNUR
Pazar günü oğlum bir kaza
geçirdi. Suçıktı yolunda kaldırım çalışması yapılan bölgede yola yayılmış kuma
kaptırdığı motosikletinden düştü ve bacağını kırdı. Acıyı o çekti, çekiyor ama
bizim içinde zor bir hafta sonuydu, hala da zor günler. Allah beterinden
saklasın ve onu bize bağışladığı için şükrettiğimiz duaları kabul etsin. Hiç
kimseyi de evlat acısı ile sınamasın.
Öncelikle bu kaza dolayısı ile emeği geçen tüm 112, Hastane
ve Emniyet personeli ile geçmiş olsun dileklerini bildiren bütün dost ve
arkadaşlarına kendim ve onun adına teşekkür ediyorum. Tedavisi sürüyor ve inşallah
bir süre sonra eski sağlığına kavuşacak.
İnsanoğlu sosyal bir canlı,
hepimiz küçüklü büyüklü topluluklar halinde yaşıyoruz. Bizim gibi küçük bir kasabada
yaşayanlar bazı açılardan şansız olduğu gibi sosyal çevre açısından daha şanslı.
Düğünlerimiz de nişanlarımız da, kazalarımız da ölümlerimiz de hep bizi bir
araya getirip dostluk bağlarımızı kaynaştırıyor ve acılarımızı hafifletiyor.
Hani derler ya ben ol da bil diye. Ben de bir zamanlar
bisikletten düşüp kafam balon gibi şiştiğinde babamın neler hissettiğini oğlum motosikletten
düştüğünde çok daha derin ve iyi anladım. Canınızdan çok sevdiğiniz
evlatlarınızın acılarıyla sınamasın sizi Mevla. Bu gece evde onsuz yattım.
Geceleri o kapıdan içeri girmeden uyuyamazken bu gece onun yatağına uzanıp
uyudum. Kirli çoraplarını bulup kokladım ve onu bize bağışladığı için yüce Mevla’ya
şükrettim.
Biz doğu toplumları biraz fazla kaderciyiz. Belki
acılarımızın çokluğundan kendimizi böyle avutuyoruz. Belki dini inançlarımızın
sağlamlığı sanarak kaderle kaderciliği karıştırarak bir hata yapıyoruz. Oysa tevekkülün
öncesi tedbir değil mi? Her alanda tedbirsiz davranıp, her şeyi kadere yüklemek
ne kadar doğru?
Keşke…
Ne çok kullanırız bu kelimeyi. ‘Pişmanlık ve çileler’ demiş
şair: Keşke ona bir motosiklet almasaydım diyemiyorum çünkü kendi çalışıp, alın
teri ve emeğiyle kazandığı bir şey almak istedi. Uzun süre engel oldum ama
19’unu geçmiş bir gencin çok istediği bir şeye çalışıp para kazandığı halde
sahip olmak istemesine daha fazla karşı duramadım. Zaten hepimiz hayatta
tercihlerimizi ve kaderimizi yaşıyoruz. Biliyorum ne yaparsan yap, olacaksa
oluyor her şey. Allah imtihanımızı zorlu ve büyük yapmasın, bizlere dayanamayacağımız
yükler yüklemez inşallah.
Ehliyeti vardı,
bildiğim kadarı ile dikkatli de kullanırdı. Alkolden de sigaradan da nefret
ederdi. Ama gençti. Her genç gibi içinde kanı kaynıyordu. Belki biraz dikkatsiz
kullandı, belki o yola göre hızlı kullandı. Ama olan oldu. Bacağı kırıldı ve
şimdi hastanede yatıyor. Allah şifa versin tüm hastası olanlara…
Yöneticilerimizi seviyoruz. Gerçekten bazı icraatlarından
hoşlanmasak ta onlar içimizden çıkmış insanlar. Hatta sütün kaymağı tabirince
içimizde bu işi en iyi yapabileceklerine inanmış olmalıyız ki onları seçtik.
Ama merak bu ya insan
kendine sormadan edemiyor. Hani Avrupalı da olacağız ya:
- Ne zaman
caddelerimiz sokaklarımızda yolun ortasında o kumlar, mıcırlar olmayacak?
- Ne zaman işe
başlayan bir insan, her şeyi ortada bırakıp akşam olunca çekip gitmeyecek?
- Ne zaman
eskiden olduğu gibi yine yolun ortasında bir taş gördüğümüzde ayağımızla veya
elimizle şöyle bir kenara iteceğiz?
Eve geldim...
İki buçuk yaşındaki kızım biz
hastanelerde uğraşırken onu göremediğimiz için bunalmış. Tutup elinden parka
götürdüm. Ama o çocuk bahçesini istedi. Gittik. Çocuk bahçesinin içi eskimiş bir
kaç salıncak, kırılmış onlarca cam şişe ve sağa sola saçılmış inşaat atıkları
ile doluydu. Korkarak salıncağa ve kaykaya bindirdim ve düşündüm.
- Buraları
temizlemek kimin görevi?
- Şehir emini
biz uyurken aynı biz gibi yatıp uyuyabilir mi?
- Birileri
neden ortak kullanım alanlarımızı mahvetmek istercesine şişeleri kırıp atar?
- Birileri
neden onlara emanet ettiğimiz bu şehre gözü gibi bakmaz?
- Neden kask
takmayı da, emniyet kemeri takmayı da polisi görünce hatırlarız?
- Neden
olmadık yerlere arabalarımızı park eder yayalara yolda yürüyecek yer
bırakmayız?
- Neden esnaf
olarak kapımızın önünü dükkânımızın içi sanıp işgal eder, yayalara yer
bırakmayız?
- O mıcırlar neden
15gündür yolun ortasındadır?
- Oğlum neden
o mıcırların orda olduğunu bilerek oradan geçer?
- Neden sağlık
sistemimiz (iyileştirmeleri beğenmeme rağmen) tam rayına oturmaz?
- Neden 112 santralındaki görevli ile içimizden birileri can
sıkıntısından dalga geçer ve neden 112 görevlisi kendisi arandığında inanmaz,
dalga geçildiğini düşünüp insanları oyalar?
- Neden bu
ülkede hala insanların yüreği eften püften şeylerden yanar?
- Niçin bizde
insan hayatı bu kadar ucuzdur?
- Ve neden biz
küçük ihmallerin bedelini büyük ödediğimizi bile bile kurumsal iyileştirmeleri
hızla yapmayız?
Ve sevgili gençler biraz da
sizler düşünün, sorumu tüm anne babalar adına soruyorum: aslında olabilecekleri
tahmin edip, günlerce direnmelerine rağmen, geceleri uykusuz kalıp sizleri
merak etmelerine rağmen, neden ana, babalar oğullarına motosiklet alır?
Erkan BAL
Not: Siz bu yazıyı okuyamadan aynı yerde bu kez de bir
otomobil kaza yaptı ve elektrik direğine çarptı:(