|
Çarşamba, 12 Temmuz 2006 |
|
-Sigara içmiyorsan adam değilsin.
-İçki içmiyorsan adam değilsin.
-Kavgada sopa yersen adam değilsin.
-Küfretmeyi bilmiyorsan adam değilsin.
-Aldanır aldatmazsan adam değilsin.
-Gemisini yürüten kaptandır.
-Devletin malı deniz yemeyen domuz.
-Fakir düz ovada şaşırmış zengin dağdan aşırmış
-Gelene ağam, gidene paşam.
-Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür…
Hayır bayım hayır. Siz yanlış öğrenmişsiniz. Hem de çok yanlış öğrenmişsiniz. Statünüz, konumunuz ne olursa olsun hangi dairede memur, nerede amir olursanız olun. Hangi tüccar efendi diye çağırılırsanız çağırılın.
Çok özel toplantıların şeref konuğu en başta siz olursanız olun beni ilgilendirmiyor.
Ben ne sizin vergi ödeme listelerinde üst sıralarda olmanıza, ne bir yerlere bağış yapanlar arasında takdirle anılmanıza bakmıyorum.
Şöyle tebdili mekan halk arasına çıkıp bir dinleyin; insanlar günahsız ölmüşlerinizin kemiklerini sızlatıyor mu sızlatmıyor mu?
Hayır bayım inanın size yanlış öğretmişler. Her şey sizden yana olabilir bu dünyada.
İşleriniz tıkırında, sağlığınız yerinde olabilir. Hatta eminim dişiniz, başınız bile ağrımıyordur.
Eminim Malınıza mal, halinize hal ekleniyordur gitgide. Krediler, teşvikler sizin için yaradılmış iktidar nimetleri de olabilir.
İnsanlar sizin önünüzde:
–Sen benim kim olduğumu biliyor musun? demenize gerek kalmadan el pençe divan da durabilir. Bu beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor.
Görmedim bir yetimin başını okşadığınızı işin içinde reklam yoksa.
Görmedim samimi içten bir sohbetinizi içinde riya yoksa.
Görmedim almadan verdiğinizi azıcık bile olsa.
Hayır bayım hayır…
Yetimin hakkını yiyorsan adam değilsin.
Devletin malına göz dikmişsen adam değilsin.
Kelli felli kalburüstü adamlarla iş bitirmeyi marifet sayıyorsan adam değilsin.
Çalıyor, çarpıyor; eksik ölçüp, tartıyor 3 kuruş borcu ödemeyip alacağını bir milim fazla yazıyorsan adam değilsin.
Hayır bayım hayır.
Sen kendini iyi biliyorsun.
Haram lokmadan adam olsan da sen yanlış öğrenmişsin.
Baban bile söylemiş:
SEN ADAM DEĞİLSİN…
NOT: Bu yazıda hiçbir kişi hedef alınmamıştır. Böyleleri tarih boyunca her devirde bulunur ve onlar kendilerini sizlerden çok daha iyi bilirler.
NOT2: Bu yazı Balat gazetesinin bu haftaki sayısında da yayınlanmıştır.
| | Yorum yap | Yorum yaz | İzlenme :2174 | Devamını oku...
|
|
Perşembe, 06 Temmuz 2006 |
|
Cenabı-Hakkın yarattığı her organımıza bir bedenimizin bir de ruhumuzun yüklediği sıkıntılar vardır.
Ruhun yüklediği dertler diğer organlarımız söz konusu olduğunda hep mecazda kalır kalbimiz dışında.
Bacaklarımızın feri dermanı kesilir, elimiz ayağımıza dolaşır, gözümüz döner, aklımız başımızdan gider, içimiz burkulur, dilimiz damağımıza yapışır, burnumuzun direği sızlar. Ama kalbimiz: kırılır.
Kalbin kırılması da mecazdır dediniz içinizden belki de. Öyle mi gerçekten acaba. Hayır kalbimiz gerçekten kırılır, incinir, üzülür, sızlar.
Diğer azalarımızın bir anlık tepki verdiği ruhsal durumlardan kalbimiz çok daha fazlasıyla etkilenir, zararlı çıkar. İşte belki o yüzden kalbin en ağır görevlerinden biri de ‘sevmektir’.
Kalp sevdiğinde diğer azalar da ona eşlik eder. Yüzümüze bir tebessüm yayılır, içimiz başka titrer, duygularımız bir başka kanatlanır. Tüm bedenimiz bu durumdan olumlu etkilenir.
Kırıldığında ise insanın önce içi sızlar, gözyaşları fırsat bulursa yola çıkar, midesine kramplar girer, eskilerin ince hastalık dediği verem bile kırılan bir kalpten alır derler derdinin bir kısmını. Böylece kalbin kırılması ile insan vücudundaki her aza da yıpranır bir bakıma.
Bizim uzun uzadıya anlatmaya çalıştığımızı Yunus Emre ne güzel söylemiştir:
- Bir kez gönül kırdın ise; bu kıldığın namaz değil. Varın artık gerisini siz düşünün.
Kul hakkından söz ederken hep aklımıza maddi şeyler gelir. Oysa kırdığımız kalplerde bıraktığımız izler, insanların içlerinde yaşattığımız sıkıntılarda hesabı verilecek borçlarımızdandır. Bu borçlar para ile pulla ödenmeyeceği için ahirette hesabımız da çetin olacaktır.
Siz siz olun kırmayın insanları, incitmeyin kalplerini. Hele sevdiklerinizi asla..
Hele sizi sevenleri Asla kere asla.
| | Yorum yap | Yorum yaz | İzlenme :1251 | Devamını oku...
|
|
Cuma, 23 Haziran 2006 |
|
Bugüne kadar yazdıklarımı okuduysanız politikaya bulaşmamaya özen gösterdiğimi bilirsiniz. Eli kalem tutan, iyi kötü bir düşünce sahibi olan ve vicdani sorumluluk taşıyan birisi olarak elimden geldiği ve dilim döndüğünce ilçemize ait bir takım sorunları dile getirsemde ne yazık ki yönetim kademelerindeki dostlar bunları bile kendilerine yöneltilmiş politik bir eleştiri olarak alabiliyorlar.
Geçmiş yıllardaki tecrübelerim bende siyasi ve idari arenadan uzak durmanın daha iyi olduğu yönünde bir kanı uyandırdı ve yıllar var parti fırka cemiyet dernek gözetmeksizin olabildiğince bu tür kalabaklılardan uzak duruyorum. Size de tavsiye eder miyim. Hayır etmem bu benim tercihim herkes kendi kararını kendi vermeli..
Böyle diyerek söze girdikten sonra yapanlardan Allah razı olsun diyerek henüz olmamış bir konuda yetkili ve etkililerin kulaklarına kar suyu kabilinden bir takım önerilerde bulunalım..
Bu konu düne ait değil yılların birikimi ve çözülmesi de oldukça kolay; Bildiğiniz gibi ilçemizde tuvaletleri hemen hemen her caminin altında bulmak mümkün. Üstelik ücretsiz olan bu hizmet için teşekkür de etmek lazım. Belediyenin temizlik şirketi ile yaptığı anlaşma gereği wc lerimizde temizleniyor. Özellikle pazartesi ve ilçe pazarının olduğu Cuma günleri bir kirlenme yoğunluğu yaşandığı da bir vakıa. | | Yorum yap | Yorum yaz | İzlenme :1179 | Devamını oku...
|
|
Salı, 23 Mayıs 2006 |
|
YANGINDA İLK KURTARILACAKLAR ARASINDA VAR MISINIZ?
İyi bakın ona, iyi dinleyin lütfen! Sahip çıkın, koruyun, sevin, kollayın!
Evet, evet, işte ona. Hani siz nazlı, küskün, kendi hezeyanlarınızla dalgalanırken, sabırla bir köşede bıkmadan usanmadan duran adam var ya o işte. Her zaman var olacak sandığınız…
Hani, her sabah alıştığınız şekilde kahvaltınızı hazır eden, ışık girsin diye camlarınızı silen kadın. İşte o, evet işte o, hayat arkadaşınız ya da sabır taşınız var ya hani; başınızın, dişinizin, gönlünüzün ağrıdığında yoldaşınız olan. İşte o kadın.
| | Yorum yap | Yorum yaz | İzlenme :1399 | Devamını oku...
|
|
Cumartesi, 29 Nisan 2006 |
Eskiler bilirsen söyle ibret alsınlar bilmezsen sükut et adam sansınlar demişler.
Söz; Hz. Alinin dediği gibi konuşana kadar senin esirin, konuştuktan sonra sen onun esirisin deyip söze girdikten sonra son yıllara ait bir gözlemimi ifade edeyim.
İçinde yaşadığımız iletişim çağında yaşadığımız en büyük sorun belki de iletişememek. İnsanlar birbirleri ile saatlerce konuşup ne yazık ki iki düzgün kelam edip anlaşamıyor.
Konfiçyüsün dediği gerçek oluyor. Düşmanlarımız önce dilimizi bozmakla işe başladılar. Birbiri ile anlaşamayan insanlar ne yapar dersiniz? Olsa olsa kavga eder herhalde. Sonra sağır duymaz yakıştırır sözünü ispat edercesine niyet okumaya başlarız. Birbirimizin söylediklerinden çok ne demek istediklerini anlamaya çalışır, deyim yerindeyse öküz altında buzağı ararız.
Cumhuriyetimizin temel taşlarından biri de dil birliğidir. O yüzden toplumsal örnek olarak İstanbul lehçesi baz alınmış ve Radyolardan Tv’lerden bize İstanbul lehçesi ile aktarılmıştır her şey.
| | Yorum yap | Yorum yaz | İzlenme :5561 | Devamını oku...
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>
|
| Sonuçlar 46 - 54 / 57 |